Yükseliş - Büyük Uyanış

Eşitlik, Kardeşlik ve Bağımsızlık için Denge İhtiyacı

635FAF77-1BD6-40D1-9F14-E0C28C78EB60
Sevgili Bilge Baykuşlar, bu Pazar gününde belki vaktiniz vardır ve 2017 yılında yayınlamış olduğum biri özgün Mor Alev makalesi, diğeri ise Mary Magdelene kanallığı olan iki yazıya yeniden bir göz atabilirsiniz.

Bu sabah ilk düşüncem, “8 Mart Uluslararası Kadınlar Gününe hiç ihtiyaç olmaması için ne yapmalıyız?” oldu. Bunun sadece bir kutlama, cinsiyet ayrımı olan bir kutlama değil de herkesin BİR olarak dişi enerjiyi kutladığı bir gün olmasını nasıl sağlarız? Gelecek kuşakların bu günlere bakıp sadece “çok garip insanlarmış, cinsiyet ayrımı diye bir şey varmış” diye tarih kitaplarından öğrendikleri ama kesinlikle benimseyemedikleri eski bir kavram olmasına nasıl yol açarız?

İçimizde ve çevremizde sürekli çekişir görünen bu iki enerjiyi acilen dengelememiz gerektiğine inanıyorum. Gerçek huzuru yaşayabilmemiz için kadınlar ve erkekler barışmalı, kadınlar da erkekler de içlerindeki dişiyi kabul etmeli, dahası bu enerjiyle içimizdeki erili şifalandırmalıyız. Bu dengesizlikte hem dişi hem de eril yaralı!

Son bir aydır, öfkeli ve istenmeyen dişiyi temsil eden Siyah Ay Lilith (Mitolojide, Adem’in ilk eşidir ama ondan emir almayı kabul etmemiştir, onunla eşit olduğunu ve öyle kalmak istediğini söylediği için kovulmuştur. Reddedilmiş kadınlıktır, ikinci sınıf olmaktansa kendini yok etmeyi seçmiştir.) ve Yaralı Şifacı Chiron’un Koç’ta birleşerek birlikte yol alması bize tam da bunu söylüyor: BEN’in şifalanması için cinsiyet temelli yaralar ve dengesizlikler şifalanmalıdır. Ve bu şimdi, bu dünyada yaşayan kuşak tarafından bir an önce ele alınmalı!

Aşağıdaki yazılar da tam bu konuyu işliyor.

Hepinize içinizdeki dişi ve erili barıştırdığınız harika bir Pazar günü diliyorum.

Mor Alev

İçimizdeki Kutsal Kadın ve Kutsal Erkeği Dengelemek

Balance - thirdeye tapestriesSevgili Dostlar, görüşüme göre, ne Kutsal Kadın (İlahi Dişi) bir kadın, ne de Kutsal Erkek (İlahi Eril) bir erkek. Her birimiz Yaratan’ın bu iki yüzünün farklı oranlarda bedenlenmiş hali olsak da, bu ikisi birbirinden ayrılmaz, ayrılamaz parçalarımızdır. Ve bu iki enerji, var olan her şeyin içinde birbirine örülü bir şekilde bulunuyorlar. Bu parçalarımızla değişik şekillerde ilişki kuruyoruz. Fakat ikisini de içimizde bir ve eşit olmaya doğru ne kadar çok geliştirirsek, hayat potansiyelimizi gerçekleştirmeye de o kadar çok yaklaşıyoruz.

Kutsal Kadın yaratıcı parçamızdır. Bilinmeyene açıktır. Evrene ve henüz anlamlandıramadığımız gerçeklik seviyelerine açık farkındalığımızdır. Bizimle hisler, düşünceler, sezgiler ve rüyalarla konuşur. Kalbimizin, en derin benliğimizin mesajlarına olan açıklığımız ve kabulleniliciliğimizdir. Bedenimiz aracılığıyla gelen bu mesajları onurlandırmayı, onlara güvenmeyi öğrenebiliriz. Onun şefkati ve bilgeliği sayesinde gelişime, dengeye ve bir olmaya doğru yürürüz. Ona güvenmeye, kendimizle barışık olduğumuzda başlarız. Böylece yolculuğumuzda ilk adım kendimizi olduğu gibi kabul etmemiz yatar. Kutsal kadın enerjinin bizi beslemesine izin veririz. Ve biz, ona güvenebiliriz çünkü o Yaratan’ın içimizdeki kıvılcımıdır. Dişi enerji olmadan yaratıma giremeyiz.

İçimizdeki Kutsal Erkek (İlahi Eril) enerjiyse, Kutsal Kadının getirdiği bilgilerin ışığında harekete geçer. Kutsal Kadın, evrene kanallık yaparken, bilgileri alırken, Kutsal Erkek bu bilgileri işlemden geçirir ve aktif bir şekilde tekrar dünyamıza bağlar. Böylece çember tamamlanır. Dişi tarafından verilen bilgi, Eril tarafından işlenir bu sayede berraklaşırız. Kutsal Erkek, düşünceyi alıp yaratıma sokan ve dünyamızdaki konuşma, davranış ve hareketlerle fizikseli bir araya getiren güçtür.

Onun İlahi Dişi tarafından yönlendirilen büyük kuvveti güvenilirdir, çünkü o gücün kökleri kalbimizdedir. İlahi Erilin anlayışı, Dişinin kalbi ve yaratıcılığı sayesinde zeki hale gelir. Erkeğin cesareti ve kararlılığı sayesinde ise bir sonraki adım olan fiziksel yaratım gelir. Erkek gücünü tanır, sağlam durur ve Kadını onurlandırır.

Öyle bir zamandayız ki, bu iki enerjiyle de olan ilişkimiz tek tek ve kolektif olarak dengesiz. Bu dengesizliği anlamamız önemli çünkü dengesizlik sürdüğü sürece gerçekten uzak ve yaratımı kısıtlı bir halde hapsoluyoruz.

Üzerimize aldığımız cinsiyetlerle enerjilerin farklılığını sergiliyoruz, fakat aslında durum bir cinsiyet ya da diğeriyle kısıtlı değil. İçimize baktığımızda bu iki gücü de görüyoruz ve her ikisini de dengeleyebiliriz. Bu çok önemli iç dengemizi sağlayamadığımızda ise dengesizlik doğal olarak dışarıya yansıyor ve güç savaşları, yarım kalmış yaratımlar dışımızda da sürüyor.

Kutsal Kadın bastırılmış durumda. Bu her gün gördüğümüz, yaşadığımız bir şey, içimizde ve dışımızda. Toplumlarda hakların eşitsizliği, kadınların susturulması, daha az saygı görmesi, ayıplanmasıyla, her fırsatta azımsanmasıyla buna şahit oluyoruz. Fakat belki de bunun sebebini İlahi Dişinin gücünün devasalığı ve ondan neden korkulduğunu çözümleyerek anlayabiliriz. İşler yolunda gitmediğinde, Kutsal Kadın parçamızın gerçeğe ve kalbe olan bağlantısıyla değişime giden arzumuz ortaya çıkar. O bizi bilmediğimiz alanlara taşır, eskiyi bırakma, hayat üzerindeki kontrolümüzü yumuşatma, teslimiyet ve dönüşüm ihtiyacımızın önüne geçilemez. Böyle olduğunda egolarımız mutsuz olur. Değişimi ego hiç ama hiç sevmez. Egonun kazanç olarak gördüklerine, yanılsama ve yanlış anlamalarına karşı bir güç ortaya çıkmıştır. Gerçek ihtiyaç, korkudan doğru değil, sevgi ve güvenden yola çıkarak yaratıma girmektir. Bireysel hayatlarımızda tüm toplumsal şartlanmalar, okullarda öğretilenler ve ailevi kalıplar göz önüne alındığında, İlahi Dişinin söylediklerine güvenmemiz zordur. Sezgilerimizi susturabilir, hislerimizi görmezden gelebiliriz. Fakat, Kutsal Kadın (İlahi Dişi) her zaman en yüksek faydamıza hitap ederek konuşur.

Bastırılan İlahi Dişi yaralı bir eril enerji yaratır. Günümüzün yaralı erkek enerjisi, kontrol ve yönetme gücünün kaybından muazzam bir şekilde korkar.  En yüksek hayrımızla hizalı dişi yönlendirmeyi almadığı için, yeryüzüne kendi bildiği şekilde hükmetmeye çalışır. Bu da bizi gerçeğin ışığından alıkoyarak uyumsuzluk, huzursuzluk ve korkuya kilitler. Yaralı erkek gücünü kötüye kullanır ve derin şifaya ihtiyacı vardır. Bireysel hayatlarımızda, eril enerjinin en saf haliyle bedenlenmesi için gerekli cesareti bulamayabiliriz. Özgüven ve öz-değerimiz düşük olduğundan gerektiğinde hayır demek zordur. Fikirlerimizi harekete geçirmek ise daha da zordur. Sevgiye dair olmayanla yüzleşmek yerine görmezden gelmeyi seçebiliriz. Gerekli olduğunu düşündüğümüz değişiklikleri yapamayabiliriz. Olumlu yaratım kısırlaşmıştır. Korkudayızdır. Erkek enerjiden de korkabiliriz, her şey bir yana, binlerce yıldan beri erkek enerji bizlere şiddet ve hükmetmek gibi gelmiyor mu?

Oysa, şiddet ve zorlama uygulamadan da sağlam, kararlı ve güçlü olabiliriz. Kutsal Erkeğe güvenebiliriz çünkü onun da kökleri kalptedir. Ve Kutsal Erkeği onurlandırdığımızda cesaret en derin benliğimizden gelir. Davranışlarımız güçlü, güvenli ve yapıcıdır.

Toplumlarımız, seçimlerimiz ve tavırlarımızdaki dengesizlik, fiziksel beynimize de yansır. Farkındalık ve yüksek düşünceyle bağdaştırılan neokorteks, iki  parçadan oluşur. Sağ beyin dişi yön olarak görülebilir; Pasif, hisler ve sezgilerle bağlantıda, bilgiyi kabul eden ve büyük resmi gören parçamız. Bu parça, yaratıcılık, hissetmek, merhamet ve sadece var olmakla ilgilidir.

Sol taraf ise erildir, aktiftir. Sağ tarafın aldığı bilgileri organize eder, elekten geçirir. Analitik parçamızdır, yapı ve düzen ister. Sol beyin zekayla çalışır ve bunu yaparken oldukça meşgul olmayı da sever.

Çoğumuzda bu iki parçamız da dengede değil. Diyelim ki, aşırı şekilde sol beynimize yükleniyoruz. Oldukça alaycı ve şüpheci olabiliriz. Böyle insanlar yüksek zekaya sahiptirler fakat bedenin hisseden tarafından gelen bilgiler eksiktir. Duygularla olan bağlantı kopmuştur. Bedensel farkındalığımız ise en düşük seviyede devam eder. Kanıt isteriz ve kanıtlar bile belli şekillerde olmalıdır, yoksa onları kabul etmeyiz. Doğa mekanik bir makinedir. İnsandan daha büyük bir güç olmadığına inanabiliriz. Görüşlerimizde totaliter hale gelebiliriz. Kendimizi her şeyi bilen bir lider olarak görebiliriz.

Bir de tam tersine bakalım. Sağ beyne aşırı yükleniyoruz. Kendimiz adına düşünmeden, muhakeme etmeden kör bir şekilde inanabiliriz. Bizi duygularımızın yönetmesine izin veririz. Özgür irade yerine mutlak kadere inanırız. Haklarımızı korumayıp, otoriteye boyun eğeriz, kabullenici olduğumuzdan değil kendimizi değersiz ve çaresiz gördüğümüzden. Bu da bizi hareketsizliğe iter böylece olumlu değişiklerin önüne geçeriz.

Bunlar aşırı dengesizliklerin örnekleridir. Yukarıda söylediğim gibi çoğumuzda dengesizlik var. Çoğunlukla her iki taraf da çalışıyor ancak işletim sistemimizin bütünü karmaşık bir dengesizlik yaşıyor.

Dengesizlik, zihnimizin tam potansiyeli ile çalışmasını engeller. Bir uçtan diğer aşırı uca giden fikirler şarkılarda bile anlatılan “kalp-mantık” ikilemine yol açar. Oysa bu gibi durumda ne kalp, ne de mantık tek başına doğrudur. Bu ikisi bir arada, eşit ortaklar olarak çalıştığında gerçeği buluruz. Yani birbirine örülmüş, iç içe geçmiş Kutsal Dişi ve Kutsal Erkek ortaklığa girdiğinde…

İç dengemizi farkındalık egzersizleri ve meditasyonla yeniden kurabiliriz. Dinlemeyi (İlahi Dişi enerji), verileni kabul etmeyi böyle öğreniriz. Alınan bilgilere değer verip işlemden geçirildiğinde ise gerekli hareketlere karar veririz (İlahi Eril enerji)

Böylece hem yeni bilgilere açık oluruz, hem de körü körüne inanmak yerine anlayışımızı geliştiririz. Yaralarımız işte böyle şifalanır, şartlanmalarımızı salıvererek… Korku cesarete dönüşür. Bu sayede egolarımızın dediği gibi ortada bir eril-dişi enerji savaşı olmadığını anlarız. Sadece bir arada çalışmak, birbirine kavuşmak isteyen aynı Yaratan enerjisinin iki yüzü vardır.

İçimizde barışı ve birlikteliği sağladığımızda, tanrıyı oynamak, gücünü ispat etmeye çalışmak ve korkularla yönetilmek yerine, tabiatla uyuma ve hizaya geliriz. Böylece daha sağlıklı oluruz. Enerji içimizden serbestçe akar. Bütünleşmişizdir. Sadece kendimize hükümdar oluruz. Gerçek gücümüzü tanırız ve kaderimizi kendi seçimlerimizle yaratırız. Bu da gerçek kişisel egemenlik ve bağımsızlık anlamına gelir. Cehalet ve korku arkada kalınca cesarete doğarız. Bu, simyevi evliliktir. Düalitenin birliği…

Bu konuda tam sorumluluk almanın vaktinin çoktan geldiğine kalpten inanıyorum.

©2017 Mor Alev

Kadın ve Erkek: Zıtlığın Ötesi…

masculine and feminineSevgili Kadınlar ve Erkekler,

Ben Mary Magdelene. Neşe, keyif ve coşkuyla buradayım. Ben de aynen sizin gibi bir insan oldum ve insan olmayı çok sevdim!

Biliyorum, sıklıkla insan olmanın size yük olduğunu hissediyorsunuz fakat lütfen anlayın ki sadece insan olarak yoğun duyguları, keşif ve ilhamları deneyimleyebilirsiniz.

İnsan olduğunuzda ruhunuzun farkındalığının bir kısmının perdelenmiş olduğu doğrudur, ancak bu kısmi perde hayatın iniş ve çıkışlarını en yakın ve derin şekilde deneyimleme olasılığını sunar. Ve işte deneyimin bu derinliği sizi sonunda bilge kılar. Bana, yumuşak gözlerle bakan kırışmış bir yüze sahip bir kadın ya da erkek sizin adına “melek gibi” dediğiniz güzellikten daha güzel gelir. Ben insanın varoluşuna hürmet ederim.

İnsanlar dişi ya da erkektir ve cinsiyetleri oldukları kişinin en temel parçalarından biridir. İnsan olmanın deneyimini yaşarken cinsiyetiniz hayata olan tepkilerinizi büyük ölçüde etkiler. İnsan bedeninde cisimlenmek üzere yeryüzüne geldiğinizde, dişi ya da erkek kolektif enerjiyi üzerinize alırsınız. Yani hepiniz, kadın ya da erkek, geçmişin yüklerinin bazılarını taşıyorsunuz.

Yeryüzünde kadın olmayı seçtiğinizde,  kadınların kuşaklar boyu karşılaştığı sorunların bir kısmıyla karşılaşacaksınız. En fazla kendinizi dişi enerjiyle tanımlayacaksınız ve büyüdüğünüzde öncelikle kendinizi bir kadın olarak düşüneceksiniz.

Sizden rica ediyorum, eğer kadınsanız lütfen dişi enerjinizi net bir şekilde hissedin. Ve eğer erkekseniz, net bir şekilde eril enerjinizi hissedin. Şimdi sizden ricam, şunu idrak etmenizdir; bu dişi ya da eril enerjinin farkında olduğunuz halde, içinizde bir yönünüz vardır ki dişi ve erkeğin ötesindedir. Bu farkındalık zıtlığın ötesine gittiği için, zıtlığın içindeki enerjileri de hissetmeye başlayabilirsiniz.

Bulunduğunuz zamanda, bir bilinç değişimi gerçekleşiyor. Ve bu değişimin en önemli parçalarından biri ise kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkinin değişimidir. Kadın ve erkekler birbirilerine yabancılaştılar. Geçmişin tek taraflı resimleri sayesinde, hem erkek hem de kadınlar için, cinsiyetler birbirlerinden ayrı düştüler.

Elbette, cinsler arasında şiddet de oldu. Hatta kutsal bir konumda bulunması gereken cinsel yakınlık bile kirletildi. Etrafınızdaki toplumda, dergiler, televizyon ve filmler aracılığıyla cinsellik ve güzellik üzerine pek çok görüntü bulunuyor ancak kadınlar ve erkekler arasında gerçek, sahte olmayan ve içten yakınlık çok ender. Ve bu durum değişmek zorundadır. Bizler yeni bir dünyayı sadece kadınlar ve erkekler birbirlerini yeniden sevmeye başladıklarında inşa edebiliriz.

İlk olarak kadınların enerjisi hakkında konuşmak istiyorum. Bir kadın kendi dişi enerjisi içindeyken saygı duyulmadığını hissettiğinde, bedenindeki aşağı enerji merkezlerinden geri çekilir, bunlar temelde karın bölgesindedir. (Mor Alev: Kök, sakral ve solar pleksus çakralar bildiğiniz gibi bu bölgede bulunuyor.) Saygısızlığın en aşırı olduğu durumlar, taciz, suistimal ve cinsel şiddettir. Bu bir kadın için o kadar ağır bir yaralanma ve büyük bir travma olabilir ki, kadınlar bedenleriyle ayrılma eğilimi içerisine girebilirler.

Şiddetin daha az aşırı olduğu şekiller de vardır, örneğin “adam/erkek gibi olmaları” ya da dişi enerjilerinin değersiz olduğu, ona değer vermemelerinin söylenmesi gibi. O zaman gerçek doğaları reddedilmiş veya baskılanmıştır, bu yüzden bir kadının dişiliği ve benliğiyle gerçekten rahat olmasına çok ender rastlanır.

Bu çağda, gerçekliği değiştirmek için özellikle kadın kalbine ihtiyaç vardır. Diğerleriyle derinden bağlantı kurma, karşısındakinin duygularını anlama yetenekleri, insanlar ve halklar arasındaki uçuruma köprüler kurulması için büyük bir ihtiyaçtır. Ancak, eğer kadınlar gerçekten kendileri olmaktan onur duyamazlarsa ve toplumdaki doğuştan hak ettikleri yerlerine yerleşemezlerse, onların güzel kalp enerjisi bu dünyada ifade edilemeyecektir.

Bu yüzden her birinizden rica ediyorum, dikkatinizle birlikte karın bölgenize yolculuğa çıkın. Tam ortada bir güç, canlılık ve ışık kaynağı olduğunu zihninizde canlandırın. Burası ruhunuzun enerjisinin yeryüzünde köklendiği yerdir. Her nefesinizle bu güç ve sağlamlık kaynağına dokunduğunuzu gözlerinizde canlandırın. Yeryüzünün dişi enerjisini hissedin ve o enerjinin bacaklarınızdan yukarıya çıkmasına izin verin.

Bir bakın, acaba karnınızın içinde küçük bir kız keşfedecek misiniz? Nasıl görünüyor? Benliğinde rahat mı? Kendini ifade edebiliyor mu? Güzel olduğunu düşünüyor mu? Kendi bedeninde mutlu mu?

Bu küçük kızın çıplak olduğunu ve doğada özgürce koşturduğunu görün; havayı, rüzgârı, ayaklarının altındaki toprağı hissediyor, yeryüzüne ve tüm elementlerine derinden bağlantıda hissediyor. Nasıl göründüğü konusuyla ilgili hiç düşünmüyor; diğerlerinin onunla ilgili ne düşündüğüne önem vermiyor; o bir yaban kızı ve kalbi çok saf. Toplumun ihtiyacı olan işte bu enerjidir. Gerçek dişi enerji yabandır, oyuncudur ve aynı zamanda açık ve yumuşaktır.

Geleneklerinizin çoğunluğuna hala daha eril enerjinin bir şekliyle hükmediliyor. Bu çok sabit ve katı olabilir, temelleri  esnemeyen kurallara dayanabilir. Bu eril-temelli enerji hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum. Son yüzyıllarda eril enerji hayatta kalma moduna girdi. Dişi enerjiden bağlantısı kopmuş hissetti ve bu da demek oluyor ki erkekler, erkek bireyler kendi “hisseden” taraflarından koptular.

Küçük oğlanlar hayatta başarılı olmak için, rekabet ve gösteriş üzerinde ve duygularını göstermeme konusunda eğitilirlerse, yavaşça dişi enerjileriyle olan bağları kopar. Bu da içlerinde bir boşluk duygusu yaratır. Ve aynı zamanda içlerinde kadınlara karşı öfke ve şüphe yaratır. Yani aynı kadınlar gibi acı çekerler ama şekli farklıdır. Kadınların kendi sağlamlıklarını ve güçlerini kullanmalarına izin verilmezken, erkekler de kendi zarif ve yumuşak taraflarından kopartılmışlardır, sonuç olarak kadın ve erkek birbirinden ayrı düşmüştür.

Şimdi şifa zamanıdır, şimdi birbirinizi anlama zamanıdır. Her birinizin içinde eril ve dişinin de üzerinde bir farkındalık vardır, çünkü hepiniz her iki bedende de, her iki cinsiyette de yaşamlar yaşadınız. Yani, kadınlardan yeniden güçlerini, kuvvetlerini ilan etmelerini istediğimde, bu erkeklere karşı bir düşmanlık hareketi değildir. Kadınlardan kendi bağımsızlıklarını ilan etmelerini, zaten oldukları güzel bilge kadınlar olarak ayağa kalkmalarını, hayatlarındaki bir erkeğe bel bağlamamalarını ve kendi eril enerjilerini kullanmalarını rica ediyorum.

Kadınlar bunu yaptıklarında, erkekler de kendi dişi enerjileriyle bağlantı kurmaya daha çok izinleri olduğunu hissedecekler, işte bu yüzden içinizdeki dişi-eril enerjileri dengelemek çok önemlidir. Kadınlar ve erkekler içlerinde daha da bütünleştikçe, diğer cinsiyete uzanmak daha da kolaylaşacaktır. Kadınlar ve erkekler arasındaki bir ortaklık ilişkisi çok büyük bir neşe, coşku ve ilham kaynağı olabilir. Ancak bu sadece her iki cinsiyet de içlerindeki yaranın sorumluluğunu kabul ettiklerinde ve birbirilerine saygı ile davrandıklarında gerçekleşir.

Son olarak, hayatınızda birisini zihninizde canlandırmanızı rica ediyorum. Belki geçmişinizde birisi, çok iyi tanıdığınız ya da tanımış olduğunuz karşı cinsten bir kişiyi düşünün ve o kişiyi gerçekten anlamak için dişi enerjinizi kullanın. Belki bu kişinin davranışlarında sizi sinirlendiren, üzen bir şeyler vardı ve bunu tam olarak anlayamadınız. Elinizden geldiğince açık olmaya ve bu davranışa neyin yol açtığını hissetmeye çalışın, ya da o kişi olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamaya çalışın. Tam olarak anlayamasanız bile, sadece denemek bile bir zarafet, kibarlık, sevgi hareketidir ve diğer cinsiyete doğru bir köprü inşa eder.

Bunu yaparken, kendinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz, bağımsız, özgür ve kendinize karşı dürüst kalabilirsiniz. Ancak sadece güçlü bir erkek enerjiniz olduğunda güçlü bir dişi enerjiniz de olur.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. Sizlerle olmayı çok seviyorum.

Mary Magdalene ve kanallık yapan Pamela Kribbe’ye çok teşekkürler. (jeshua.net)


Bu değişim döneminde, “Büyük Resme” ve yükseliş sürecindeki rolünüze dair daha fazla anlayış sahibi olmak, Yüksek Benliğiniz ve Ruh Ekibinizle daha yakın bağlantıda yaşamak üzere, Yüksek Benliğiniz (Yaratan Benliğiniz, Öz-Benliğiniz, İçinizdeki Işık) yönetiminde Mor Alev’le kişisel olarak çalışmak istiyorsanız lütfen “Yükseliş Enerjileri ile Kişisel Danışmanlık” bağlantısına gidin.

2019’da YENİ! En son nöroplastisite yöntemleriyle hayatınızı akışa açmak, alma-verme dengesini kurmak, kısır döngüleri sona erdirmek ve bolluğa “evet!” demek için “Dönüşümsel Akış ve Bolluk Metodu” bağlantısına tıklayın.

2019 Haziran’da YENİ! SAĞLIKLI KİLOYA ULAŞMAK ve bedeninizle barışmak için Dönüşümsel Akış ve Bolluk Metodu ile Sağlıklı Zayıflama yönteminden faydalanmak için buraya tıklayınız.


Bu yazının 5846 numaralı Telif Hakları Kanunu uyarınca tamamının ya da parçalarının kopyalanması, izinsiz olarak yayınlanması, yazarının adının değiştirilmesi, üzerinde hak iddia edilmesi yasaktır. Kanunun 71. maddesi uyarınca bunun aksi davranışlar hakkında kanuni işlem yapılır. http://moralev.com

2 replies »

  1. Muazzam bir yazıydı mor alev teşekküler. Ve dahada mühimi dün gece birden bu konuya yönelmem ama eril dişil dengesi ile alakalı doğru anlatım bulamayıp anlamadan cıkmış olmam konudan ve bugün bu yazı. Sanki alışıyorum artik bu güzelliklere sadece gülümsedim ve teşekkür ettim . İhtiyacım olan parçalar eşsiz huzurlu anlatımınızla yerine oturdu . Sizi seviyorum .

    Liked by 1 kişi

  2. İçimde neden olduğunu bilemediğim bir sıkışıklık, dalgalanma hissettiğim anlarda, bu yazı bana şifa gibi geldi.
    Hayatımda fark yaratan bu blogun sevgili güzel yazarına, bazen ne yapsalar bize ulaşamayan sevgili hamilere, buradaki tüm sevgili, güzel ve hep yükselme sancısı çeken tüm kadınlara sevgilerimle sarılıyorum. İyi ki varsınız hepiniz 💜💗💜

    Liked by 3 people