Meleklerle Sohbet

Melekler: Kendini Cezalandırmaya Son

**Lütfen makalenin altındaki telif hakları uyarısına saygı gösteriniz. Teşekkürler.**

9945D082-A941-461B-83CC-420C4DE863DARuh bilir, her seçimin bir titreşimsel sonucu vardır. Her hareket, evrenlerde yolculuk eden bir enerji dalgası yaratır. Her düşünceyle yaratılışta bir titreşim deneyimlenir. Söylenmiş, yapılmış, düşünülmüş ama Kozmosun tamamını etkilememiş hiçbir şey yoktur. Siz, o kadar önemlisiniz! Düşünceleriniz, kelimeleriniz ve eylemleriniz önemli – istisnasız her biri.

Her sevecen düşünce, kelime veya hareketle, kozmosu yükseltirsiniz. Kendinizi cezalandıran her düşünce, kelime veya davranışla, Kaynak’tan akan sevgiyi bloke edersiniz, üstüne üstlük kendi acılarının hırsını sizden çıkarmak isteyenleri de kendinize çekersiniz.

Kendini küçümsemenin, kendini acımasızca olumsuz eleştirmenin, kendini cezalandırmanın olmadığı, sadece öz-sevginin olduğu bir dünya düşünebilir misiniz?

Bir hatanın cezalandırılmadığı, basitçe hatanın sonuçlarının açıklandığı ve bu sonuçlar arasında yolunuzu bulabilmeniz için rehberlik verilen ve böylece hatalardan öğrenilen bir dünya düşünebilir misiniz?

Suçlulardan nefret etmek yerine, onların şefkat, eğitim, başkalarına zarar vermekten alıkoyan sevecen bir sisteme ihtiyacı olan insanlar olarak görüldüğü bir dünya?

Bir dünya düşünebilir misiniz ki, her sabah aynaya baktığınızda kendinize “günaydın kıymetli, güzel, ilahi ruh” diyorsunuz? Bugünkü hedeflerinizi başarsanız da başarmasanız da, siz bunun için çalışıyorsunuz. Kendinizi en iyi halde hissetseniz de hissetmeseniz de, siz İlahi’den aşağısı değilsiniz! “İçimdeki sevgili Yaratan, seni seviyorum! Kendimi seviyorum, insan benliğimi. Bugün elimden gelenin en iyisini yapacağım.” Bunu düşünebilir misiniz?

Dünyanız, orijinalde niyet edilen sevgi okuluna ve ifade çeşitliliğine dönüşürdü.

Biliyoruz, yaşadığınız dünya bu gerçekliklerden çok uzak. Buna rağmen bütün değişimler bir ruhun önce zihninde canlandırmasıyla başlar ve sonra da daha iyisini yapmasıyla.

Örneğin, çocuklarınız hırçınca davrandığında veya kötü davrandığında, bağırmaktan, öfkeli tepkilerden kaçınsanız ve sakince “Seni seviyorum, ama biz öyle davranmıyoruz. Buna devam edersen, seni bir mola vermen için odana götürmek zorunda kalacağım” deseniz, nasıl olurdu?

Örneğin, savaş suçlularınızı öldürmek ve nefrete nefretle geri dönmek yerine, hareketlerinin ailelerde, milletlerde ve bireylerde yarattığı acılı sonuçları görmelerini şart koşsanız ve böylece kendi tetikledikleri azaba şahit olsalar, nasıl olurdu? En katı kalpler bile yeterince azaba ve sefalete şahit olursa en sonunda yumuşar. Ve işte sadece o zaman ruh yüzeye çıkmayı ve yükselmeyi ister. Bu dünyada bugün savaşı anan yerlerden herhangi birine gitseniz, “her iki taraftan” ziyaretçiler görürsünüz, hepsi de sadece bir tarafa geçmiştir, sevginin tarafına – gözlerinde yaşlarla insanlığın geçmiş vahşetleri asla ve asla tekrarlamaması gerektiğini içselleştirmiş halde.

Bir ruhu öldürebilirsiniz. Ama içindekini öldüremezsiniz. Bir düşünce yapısını öldüremezsiniz. Ruh (kişilik, benlik) bir başkasını incittiğinde kendi benliğini de incittiğini öğrenene kadar – gerçekten öğrenene kadar – gerçek değişim olmaz. Suçlularınızı aydınlatın sevgililer. Kendi acılarının başkalarının acısına yol açtığını gösterin. Nefretin karanlığının sizleri ayırması yerine, bırakın insanlığınızın ortak bağı sizi birleştirsin.

Peki, bunun gündelik kişisel hayatınızda sizin için anlamı nedir?

Belki eğitecek çocuklarınız yok veya bulunduğunuz yerde yasal sistemin içinde değilsiniz (Mor Alev: Yani belki başka bir ülkenin vatandaşısınız ve sistemde sesinizi duyuramıyorsunuz.) Nefret ve ceza yerine, sadece yapılan seçimler ve sonuçlarını öğreten çok daha sevecen bir dünyayı nasıl savunursunuz?

Her zamanki gibi, önce kendinizle başlayın. Siz dünyanızı titreşimsel olarak değiştirirsiniz, kendi tepki ve davranışlarınızı değiştirerek. Kendinize ve diğerlerine karşı daha az cezalandırıcı, daha az eleştirel, daha az nefret dolu hale dönüşürsünüz. Aynaya bakarsınız ve dünyada olduğunuz için kendinizi tebrik edersiniz. Bir hata yaptığınızda kendinizi kucaklarsınız (fiziksel olarak da!) ve iç benliğinize dersiniz ki, “Tamam. Bir dahaki sefere daha iyisini yaparsın. Bundan ne öğrenebiliriz?”

Haberlerinizde insanlığa karşı düşünülemeyecek kadar büyük suçlar işlemiş birini gördüğünüzde, “Nasıl yaparsın! Seni canavar! Seni gaddar ucube! Cezalandırılmayı hak ediyorsun! İşkenceyi hak ediyorsun! Ölmeyi hak ediyorsun!”… demek yerine, “Aman Tanrım! Seni böyle düşünülemez şekillerde davranmaya zorlayan içindeki felaket acı için çok üzgünüm.” ve onların ruhunun yükseltilmesi için dua edersiniz. Onları ışıkla çevrelersiniz. Zihninizde içlerindeki ışığın yükseldiğini canlandırırsınız.

Titreşimsel olarak sorunu güçlendirmek yerine kolayca çözümün bir parçası olabilirsiniz. Nefret, nefreti şifalandırmaz. Evrimleşmemiş hareketler, evrimleşmemiş davranışları şifalandırmaz. Sadece sevgi, sevgililer, sadece İlahi sevgi – sadece her ruhun içindeki görünmez çekirdekte bulunan ışığa sessizce şahit olan sevgi – dünyanın karanlığını ve acısını dindirebilir.

Nefret dolu cezalar sadece karanlığın ateşini besler. Sevgiyle yapılanların sonuçlarının işlenmesi ve bunun eğitimle desteklenmesi ışığın varlığını yükseltir.

Sevgili Gandhi’nizin de söylediği gibi “dünyada görmeyi istediğiniz değişim olun.”

Kendinize sevgi dolu şefkatle davranın. Kendinizi ve diğerlerini nefret ve öfkeyle cezalandırmayı bırakın. İçinizde bulunan görünmez ışığa şahit olarak kendinizi ve diğerlerini yükseltin. Bunu da evrimleşmemiş davranışların sonuçlarını idrak ettiğinizde bile merhametli olarak yaparsınız, dualarla ve tüm acıyan kalplere sevgi yollayarak.

Bu şekilde sevgililer, siz dünyayı DEĞİŞTİRECEKSİNİZ, önce kendinizden başlayarak.

Sizleri çok seviyoruz.

Melekler

Sevgili Dostlar, Ann Albers bu mesajın sonuna kendi önerilerini eklemiş. Bir de onun hatırlatmalarına bakalım:

Kendinizi olumsuzca eleştirmeyi kendini sevmeye dönüştürün:

Kendinizi kendinizle ilgili olumsuz şeyler söylerken yakaladığınız her seferinde bunu değiştirin. Kendinizle ilgili en az 3 olumlu şey söyleyin. Kendinizde nelerin kusurlu olduğunu arama alışkanlığı yerine kendinizi sizdeki iyi, güzel ve gerçek olan şeyleri aramaya eğitin. Gün bittiğinde doğru yaptığınız şeyleri ve o gün öğrendiklerinizi tanıyın ve kendinizi bundan dolayı takdir edin.

Öfkeyi bir öğretmen olarak kullanın.

Öfke, saf haliyle bizi değişime teşvik eden bir enerjidir. Özünde ne negatif, ne de pozitiftir. Sadece bir enerji, bir güçtür. “Bir şeyleri farklı yap! Farklı düşün! Değiş!” der.

Öfkelendiğinizde sorun; “Bu durumda huzur bulabilmek için içimde neyi değiştirmeliyim?”

İncitici davranan birisine sevgiyle kendinizi savunabilirsiniz. “Seni seviyorum ama bir daha bana bağırırsan, bulunduğumuz yeri terk edeceğim.” “Seni seviyorum ama beni böyle olumsuzca eleştirmeye devam edersen, bu ilişkiyi terk edeceğim” Seçimler ve sonuçları…. Sevgiyle – önce kendinize ve sonra da diğer kişiye.

Bir tavrı/yaklaşımı değiştirmeniz gerekebilir. Ben trafikteki tehlikeli işler yapan sürücülere gerçekten deli gibi sinirlenirdim. Melekler, bu öfkenin beni incitebilecekleri korkusundan kaynaklandığını işaret etti. Bana yumuşakça gerçekte kurban olmadığını, eğer güvenli bir sürüş yapmayı istiyorsam ve Yaratan’ın lütfuna ve yardımlarına inanıyorsam, ne korkuya ne de kötü sürücülere kızmaya ihtiyacım olmadığını  hatırlattılar. Öfkelenmek yerine, onlara sevgi yollamamı ve yoldaki herkesin korunması için dua etmemi önerdiler. Bu çok daha iyi hissettiren bir seçim.

Bazı tepki kalıplarınızı değiştirmek için yardım almanız gerekebilir. Bazen öfke mantıksız şekillerde tetiklenebilir ve biliyoruz, tek başımıza değişmeye çalışmak zor gelebilir. İşte bu yüzden, tepkisel zihin şablonlarımızı değiştirmek için terapi, EFT, EMDR, hipnoz ve binlerce farklı teknikler var.

Dua edin, hem incinenler hem de incitenler için.

Bu dünyada görünür şekilde canı yananlar için dua etmek çok daha kolay. Diğerlerini incitenlere için dua etmek ise çok daha zor. Buna rağmen asıl onların ihtiyaçları çok büyük. Onlara en iyi dileklerinizi yollamak zorunda değilsiniz ama dua edebilirsiniz:

“Yardım et, içlerindeki sevginin ışığı yükselsin. Ruhları bu acı ve karanlığın ötesine yükselsin. Kendi yaralarının bilincine varsınlar ki, başkalarını incitmeyi ve bu sırada kendi ruhlarını da incitmeyi bıraksınlar.” İçlerinde minicik bir ışıltı düşünün ve onları tamamen doldurana dek büyütün.

Ben bunu öfkeli, yaralı ruhlar için çok defalar yaptım, fevkalade dönüşümlere şahit oldum. Ya daha büyük ışığa adım atıyorlar ya da sizin hayatınıza karanlık getirmeyi bırakıyorlar. Örneğin, yıllar önce bir arkadaşlarımın yeni evinin yanına çok küfürbaz ve kötü davranan birisi taşınmıştı. Nasıl bir şaşkınlık ve umutsuzluk yaşadıklarını tahmin edebilirsiniz. Onu kibarlık ve yumuşaklıkla bile değiştiremediler. Sarhoş oluyordu, bağırıp çağırıyordu, hakaret ediyordu. Böylece biz de dua ettik. Onu ışıkla sınırladık, ışıkla çevreledik, ruhunu yükseltmesi ve karanlığını aydınlatması için Yaratan’a dua ettik. Bu örnekte, o karanlığına tutunmayı seçti, işte o zaman da ışık onu arkadaşlarımın hayatından çıkardı. Bu adam evinin taksitlerini ödeyemedi ve dört ay içinde taşınmak zorunda kaldı.

Işık her zaman çözümdür. Sevgi cevaptır, katı sınırlarla paylaşıldığında bile. Sevecen sonuçları öğrenmek, nefret dolu cezadan çok daha yüksek bir seçenektir, hem kendimiz hem de diğerleri için.

Cadı avlarına, linçlere, cezalara aşeren bir dünyada, haydi çok daha iyi bir dünyanın ışığını yakan küçük sevgi kıvılcımları olalım, öncelikle kendimizi cezalandırmayı durdurmaya ve basitçe, sevgiyle kendi seçimlerimizin sonuçlarından öğrenmeye karar vererek.

Ann Albers ve Meleklere çok teşekkürler. (visionsofheaven.com)

Sevgili Dostlar, böylece bu haftaya özsevgi, takdir ve ışık işçiliğinin gerçekten ne olduğu konusuyla başladık. Işık işçiliği budur! Ayrım gözetmeden ışığı taşımak.

Bugün Merkür gerilemesi başladı, 3 hafta akıl karışıklığı, yeni gördüğümüz gerçeklerle yanılsamalar arasında gidip gelebiliriz, doğru bildiğimizin de hiç de öyle olmadığını öğrenebiliriz. Mars, Oğlak’a girdi, adım adım Satürn-Plüton birleşmesini yeniden aktive ediyor, güvenlik hislerimizi tekrar tekrar sarsıyor. Peki, kendimizi güvende hissetmediğimizde verdiğimiz ilk tepkilerden biri nedir? Öfke! Ama Oğlak’taki Mars yakıcılığının bir de çok güzel bir yan etkisi var: Hedefe odaklanmak ve sarp görünen o dağı disiplinle, kararlılıkla tırmanmak! Yani, korkmak veya öfkelenmek yerine eldeki işe ve ufuktaki amaca odaklanırsak, gelen bilgileri isabetle elersek (Bu konuda Arkturuslular da önerilerde bulunmuşlardı biliyorsunuz) büyük ilerlemeler kaydedebileceğimiz bir altı hafta burada.

Hepinize ışık kotanızı yükselttiğiniz ve kendinizi takdir ettiğiniz harika bir hafta diliyorum.

Mor Alev


Bu değişim döneminde, “Büyük Resme” ve yükseliş sürecindeki rolünüze dair daha fazla anlayış sahibi olmak, Yüksek Benliğiniz ve Ruh Ekibinizle daha yakın bağlantıda yaşamak üzere, Yüksek Benliğiniz (Yaratan Benliğiniz, Öz-Benliğiniz, İçinizdeki Işık) yönetiminde Mor Alev’le kişisel olarak çalışmak istiyorsanız lütfen “Yükseliş Enerjileri ile Kişisel Danışmanlık” bağlantısına gidin.

YENİ! En son nöroplastisite yöntemleriyle hayatınızı akışa açmak, alma-verme dengesini kurmak, kısır döngüleri sona erdirmek ve bolluğa “evet!” demek için “Dönüşümsel Akış ve Bolluk Metodu” bağlantısına tıklayın.

2019 Haziran’da YENİ! SAĞLIKLI KİLOYA ULAŞMAK ve bedeninizle barışmak için Dönüşümsel Akış ve Bolluk Metodu ile Sağlıklı Zayıflama yönteminden faydalanmak için buraya tıklayınız.


Telif Hakkı©2020 Mor Alev. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak, ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://moralev.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.
Copyright © 2020 by Mor Alev. All Rights Reserved. Permission is given to copy and distribute this material, provided the content is copied in its entirety and unaltered, is distributed freely, and this copyright notice and links are included. https://moralev.com/

8 replies »

  1. Çok teşekkür ediyorum. Okurken olumlandığımı, enerjimin yükseldiğini hissettim. Bir kişinin ışıkla çevrelendiğini ve ışıkla dolduğunu imgeledim. Gelişmeleri izleyeceğim. 🙏🙏🙏

    Liked by 1 kişi

  2. Teşekküler moralev ,hersey guzel olacak inanıyorum tüm kalbimle.Cennet krallığı safligimizi bekliyor 😉 birlikte yeryüzüne indirecegiz inaniyorum . Sevgiyle isigimi , kalbimde yazinizi okurken gülümseten size gönderiyorum .

    Liked by 2 people

  3. Eğer hepimiz bütünün bir parçası isek (buna inanıyorsak), o zaman iyi-kötü, güzel-çirkin, savaş-barış,o-bu… hepsi biziz. Her durumda kendimize sevgi ve şefkatle sarılmalıyız.
    Bu durumu anlatan, son zamanlarda okuduğum en güzel yazılardan biriydi. Teşekkür ederim 🙏🏻💙

    Liked by 2 people

  4. Sevgili Moralev mesajlarınız harika.Tam da ihtiyaç duyduğum anda
    iyi geldi. Ama içimde anlayamadığım bir mutsuzluk huzursuzluk ve yalnızlık duygusu var bugünlerde.Bunu gerektirecek hiçbir durum yok.Sağlıklıyım🙏Ailemle dostlarımla sevgi dolu yaşıyorum💖Elimden geldiğince tüm aktardıklarınızı uygulamak için çaba sarfediyorum.
    Ama bazen kalbime çöken bu duyguyu atmakta zorlanıyorum.
    Neşe keyif coşku öz benliğimi sarsın hiç eksilmesin istiyorum🙏
    Bu gibi zamanlarımda ne yapmalıyım?
    Ne şekilde istemeliyim?

    Beğen

    • Duygular siz değilsiniz. Duyguları düşünceler tetikler sevgili Manolya. Yani düşünceye uzanın, onu tanıyın. Gerçek mi? Belki size bir şey anlatmaya çalışıyordur. Belki de sadece kuruntudur. Ve sonra harekete geçin. Eğer sadece bir endişeyse salıverin. Eğer size bir mesajı varsa, ve bu mesaj daha sağlıklı beslenmekten herhangi bir ilişkide daha anlayışlı olmaya kadar gidebilir, uygulayın. Sevgilerle

      Beğen

  5. Sevgili Mor Alev
    17 şubat yazısını az evvel okuyabildim. Tam da burada anlatılan dil ve davranış ile yaşamımı sürdürme gayretinde olan bir insanım(dilerim) Fakat bazen bu şiddetsiz iletişim biçimi karşıdan kolay ezilebilir, manipüle edilebilir bir izlenim bırakıyor galiba, bazen kendimi konuşamıyacak kadar çaresiz hissediyorum. Hakkımı koruma konusunda kararlı davranmak yüksek ses ve nezaketten uzaklaşmayı gerktirdiğinde beceremiyorum…
    Bazen gerçekten çok çaresiz kalıyorum.

    Beğen

    • Sevgili Yasemin, siz sadece kelimelerle iletişime girdiğimizi varsayıyorsunuz ama iletişimin çok küçük bir yüzdesi konuşmayı içerir. Beden diliniz, ses tonunuz, bakışlarınız ve enerjiniz çok daha önemlidir. Çoğumuz bunlara tepki veririz, sözcüklere değil. Yani özgüveninize odaklanın. O şeyleri söylerken kendinize ve kendi gücünüze güveniyor musunuz? Ayaklarınız yere sağlam basıyor mu? Ses tonunuz kararlılığınızı iletiyor mu? Siz söylediklerinizin işe yarayacağına gerçekten ama gerçekten inanıyor musunuz? Bunları bir düşünün. Çünkü çoğu zaman bir şey söylememize bile gerek kalmaz. Hakkımızı yiyemezler çünkü enerjimiz buna izin vermez. Bize bakarlar ve otomatikman olması gereken olur. Sevgilerimle

      Liked by 1 kişi