Zamanın Ruhu

Venüs Geri Yolculuğuna Başlarken Koşulsuz Öz-Sevgi Konusunda Bir Keşif Yazısı

SelfloveSevgili Bilge Baykuşlar,

Bana en çok sorulan sorulardan biri “Kendimi nasıl sevebilirim?”, bir diğeri ise “Öz-sevgi nedir?” Ve bunları da, bu soruların çeşitlemeleri takip ediyor. Bugün biraz bu konuda konuşacağız ve eminim sizlerden de bir sürü yorum ve öneri gelecektir. Öz-sevgiyi öğreniyoruz, deniyoruz, hatırlıyoruz ve daha da söylenecek çok şey olabilir. O yüzden bu bir keşif yazısı, bu konuda son sözü söylemeyi amaçlamadığı gibi, olumlu bir tartışma ortamı yaratmayı amaçlıyor.

Öncelikle, bu dünyada çok az yetişkin insanın kendine karşı saf koşulsuz sevgi hissettiğine inanıyorum. Binlerce yıl süren 3D enerjide unuttuğumuz ilk şeylerden biri gerçekte “düzeltilmeye” ihtiyacı olmayan, mükemmel varlıklar olduğumuzu, Yaratan’dan ayrı değil, onun bir parçası olduğumuz gerçeğiydi. Bunda bir sorun yok, bu 3D deneyiminin bir parçası. Böyle bir ortamda kendimizi keşfetmeyi, yaratmayı ve kendimizi ve gerçekleri yeniden bulmayı istedik.

Şimdi bu deneyi bitirmek üzereyken hatırlamakta en çok zorlandığımız şeylerden biri değerimizin özgünlüğümüzde yattığı ve kendimizin de kendimizden gelen sevgimize layık olduğu gerçeği.

Yukarıda “yetişkin insan” sözlerini kullandım çünkü bebekler ve küçük çocuklar bu konuda bizlerden çok daha iyiler. Henüz yetişkin insanlar tarafından tam olarak programlanmadıkları için öz-sevgilerini, öz-değerlerini, özsaygılarını, özgüvenlerini çok daha rahat ifade edebiliyorlar. Bu da bizler için harika bir örnek teşkil ediyor!

Öz-Sevginin Geldiği Yer

Öncelikle öz-sevginin ne olduğu konusunu konuşalım. Kendimizi iki şekilde sevebiliriz. Biri hepimizin de gayet iyi bildiği ve örneklerini gördüğü gibi ego temelli sahte sevgidir. Gerçekte bu sevgi değildir tabii. Kendimizi ego temelli yargı ve prensiplere göre sevmeye çalışırız. Bu bize öğretilir. Görüntüler ve başkalarının yargıları öne çıkar. Ne kadar başarılıyız, ne kadar bakımlıyız, güzeliz, ne kadar iyiyiz, başkaları üzerindeki gücümüz ne kadardır, fiziksel güvenliğimizi nasıl sağlarız? Gördüğünüz gibi bunlar karşılaştırma ve oranlama sorularıdır. Neye göre ne kadar?

Ve bir yarışa girmiş gibi kendimiz için bir şeyler yapmaya başlarız. Aslında yaptıklarımızın bir kısmı hem bize hem de bütüne faydalıdır, okuldaysak derslere odaklanmak, işimizde elimizden gelenin en iyisini yapmak, temiz ve bakımlı olmak, bedenimize iyi bakmak, iyi beslenmek… İşte akıllar burada karışır. Hangisi ego temelli, hangisi kalpten geliyor? Acaba eksik olduğunu düşündüğümüz yerlere yamalar mı dikiyoruz, yoksa neşe-keyif-coşkuyla kendimizi mi geliştiriyoruz?

Önemli olan niyettir. Diyelim ki, biraz kilo aldınız ve rejim yapmaya karar verdiniz. Bunu kendinize daha sağlıklı, daha rahat bir hayat vermek için mi yapıyorsunuz? Başkalarına daha çekici, daha başarılı (evet, daha ince insanların daha başarılı olduğu önyargısını taşırız), daha güçlü görünmek için mi? Ve bu niyetten doğru enerji belirlenir. Kendimizle ilgili dışarıya bakan niyetlerimiz egonun yankılarını taşır. Böyle olunca da dengeli beslenmek, daha fazla spor yapmak gibi bir harika bir niyet bile olumludan olumsuza geçiş yapabilir. Yaptığımız şeyler bize bir işkence gibi gelmeye başlar, arzuladığımız sonuçlara ulaşamayız veya sonuçlar kalıcı olmaz. Hevesimizi, heyecanımızı kolayca kaybedebiliriz.

Şimdi başka bir yol deneyelim. Şöyle desek ne olur? “Ben gerçek öz-sevgiyi deneyimlemek ve bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum. Ve buna da hücrelerim ve bedenimden başlayacağım. Bedenime kendi çocuğuma bakar gibi bakacağım. O yüzden elimden geldiğince sağlıklı besleneceğim, ona ihtiyacı olan fiziksel egzersizi vereceğim, onu dinleyeceğim ve dinlendireceğim. Bedenim, hücrelerim şimdiye kadar size o kadar iyi davranmamış olabilirim ama artık bu değişiyor. Sizi seviyorum. Siz beni taşıyorsunuz, bu hayatı deneyimlememi sağlıyorsunuz. Ve kendime verdiğim bu hayat çok daha sağlıklı, neşeli, keyifli, coşkulu olabilir, sizin hayatlarınız da öyle. Hücrelerim, bedenim, çok teşekkür ederim.”

Bambaşka bir his var değil mi? Daha yumuşak, anlayışlı ve verimli.

Aynı şey hayatımızla ilgili tüm alanlarda geçerlidir. Belli bir şeyi kendimize vermek istediğimizde, başarı, maddi bolluk, seyahat, aklınıza ne gelirse gelsin bunun temeline inmeliyiz. Bu şeyi neden istiyoruz? Görüntüsü için mi, şartlandırıldığımız için mi, yoksa bu şey ruhumuzu hafif, davranışlarımızı rahat, hayatımızı zengin kıldığı için mi?

Özveri

Öz-sevginin yüzleri, öz-değer, özgüven, özsaygı öne çıktığında kutsal “hayır!” kelimesini kullanmamız kolaylaşır. İstemediğimiz, bize doğru gelmeyen, bizimle eş-titreşimde olmayan şeyleri hayatımızdan çıkarmaya başlarız. Buna çok çeşitli özveri davranışları da dâhil olur. İstemediğiniz halde bir başkasını memnun etmek için bir yere gitmekten, kendi arzularınızı gerçekleştirmek için kullanmak yerine gelirinizi birisine teslim etmeye, bir başkasını memnun etmek için istemediğiniz şekilde giyinmeye kadar gidebilen irili ufaklı, bazıları hiç de önemli görünmeyen, bazıları da çok büyük özveriler. Yıllarınızı bir başkasının mutluluğuna adamış olabilirsiniz ve bir gün “artık yeter!” diyebilirsiniz. Bu da zaman zaman bencillikle suçlanmanıza da sebep olabilir. Bu doğru bir suçlama değildir.

Özverinin anatomisine baktığımızda, bunun bir iç pazarlıktan oluştuğunu görürüz. Mutlu edilmesi gereken bir başkası vardır. Onun ……… olduğunda mutlu olacağını öngörürsünüz. O şeyi ona vermeye karar veririsiniz. Bu sırada içinizde bir şey onun mutluluğu için, sizin istediğiniz ……. yı ise kurban etmeniz gerektiğini söyler. Kendi neşe-keyif-coşkunuz yerine onunkini seçmişsinizdir. Burada birkaç olasılık vardır. Biri, mutlu etmeyi seçtiğiniz kişi bunun sizi kendiniz için yapmayı istediğiniz bir şeyi kurban ederek yaptığınızın farkında olmayabilir. Bir diğeri, bunu bilinçli olarak siz de fark etmeyebilirsiniz. Bunun sizi de mutlu edeceğine inanabilirsiniz. Sonuç, kendinizden almış, bir başkasına vermişsinizdir.

Ebeveynlikte “özveri” (evet, tırnak içinde özveri) büyük bir rol oynar. Bunu severek yaparız ve gelişen o küçük insanı sevgiyle seyrederiz. Ama ne zaman özveri kendine ihanet haline gelir? Ve ne zaman ebeveyn özverisi hem evlat hem de ebeveyn için bir külfettir?

Fikrime göre henüz dünyadaki önemli yerini bilemeyen, kendi fiziksel ve ruhsal esenliğini kendi başına sağlayamayan evlatlarımız için yaptıklarımız özveri gibi görünse de değildir. O bizim bu dünyaya bu çocuğu getirirken vermiş olduğumuz sözümüz, görevimiz ve neşe-sevinç-coşku kaynağımızdır. Ve diğer her şeyde olduğu gibi bunun da bir sınırı vardır.

Arkadaşlar, biliyorsunuz Baş Melek Michael (Mikail) özverinin her türlüsüne hayır dememizi istiyor. Ve ebeveynliğin gerektirdiklerini özveri olarak görmüyor. Bugün bu yazı için ona bağlandığımda bana şu bilgileri veriyor:

“Ebeveyn olmak bir insanın melek parçasını açığa çıkarmasını sağlar. Yardım istediğinde yardımcı olmak, evladı neşe-keyif-coşkudayken aynen onun gibi sevinmek, korumak, bakmak, beslemek, gelişimine yardımcı olmak ve bunları sadece istediği için, çok sevdiği için yapmak… Bunların hepsi meleksi niteliklerdir. Yalnız dikkat edin, melekler sizin çizdiğiniz yola müdahale etmez, dürtebilir, uyarabilir ama seçiminizden ötürü sizi cezalandırmaz. Size saygı duyar. Sizi her koşulda sever.”

Bunu söylüyorlar çünkü bir ebeveynin evladına olan sevgisi de gerçekte koşulsuzdur ama onların arzularına da saygı göstermelidir. Bu da kendinize vermek istediğiniz koşulsuz sevgiye iyi bir örnektir.

Ebeveynlik görevinin sınırlarını çizmek önemlidir. En önemlisi ise kendinizi neşe-keyif-coşkuda tutarak yüksek titreşimden doğru ebeveynlik yapmaktır.

Yine bir örnek düşünelim, o kadar yorgun ve bitkin hissediyorsunuz ki çocuğunuz için yapmak zorunda olduğunuz şey size ceza gibi geliyor. Ve onu yapıyorsunuz ama düşük enerjiden doğru ve gerçekten istemeden! Ve sonucu siz de biliyorsunuz, düşük enerjiden başlayan bir davranışın sonucu da düşük enerjili olacaktır. Durum görevi yerine getirmekten özveriye geçmiştir. Çizgi buradadır.

İster ebeveyn olun, ister ebeveyni olan bir yetişkin, ne olursanız olun, özveride bulunduğunuz ilişki ne olursa olsun, bu gibi durumlarda her zaman başka bir çözüm vardır. Uzlaşma her zaman mümkündür. İstemediğiniz şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Bir başkasının mutluluğu ve esenliği için kendi esenliğinizi, mutluluğunuzu veya sağlığınızı kurban etmeniz hiçbir işe yaramaz çünkü yukarıda söylemiş olduğum gibi başlangıç enerjisi düşüktür.

Şartlanmalar ve Suçluluk Duygusu

love yourselfEksiksiz hepimiz pek çok şartlanmanın şekillendirdiği bireyleriz. “Kötü çocuk” olduğumuzda ceza, “iyi çocuk” olduğumuzda ödül alarak büyütüldük. Reddedilmekten o kadar çok korktuk ve korkuyoruz ki, olmadığımız bir şey gibi davranmaya başladık. Kendimize mükemmel bir imaj yarattık ve ona uygun davranmadığımızda, görünmediğimizde kendimizi cezalandırıyor, yargılıyor ve suçluyoruz. Yıllardır yaptığımız salıverme ve arınma çalışmalarının büyük kısmı da bununla ilgili değil mi? Salıverme çalışmalarına devam edeceğiz, şartlanmalar bitene kadar…

Dört Anlaşma

Bütün bunları düşünürken, yıllar önce okumuş olduğum ve şimdilerde 21 yaşına basmış Dört Anlaşma kitabı geldi aklıma. (Don Miguel Ruiz) Geri dönüp baktığımda Toltec kültürünün öz-sevgi meselesini yüzyıllar önce ne kadar güzel çözmüş olduğu gördüm. Bu keşif yazısını dört anlaşmayı hatırlatarak bitirmek istiyorum.

  • Kelimelerinizi dikkatle seçin ve asla kendinize veya bir başkasına karşı kullanmayın.

Kelimeler devasa güç taşıyor, onlar bizi özgürleştirebilir veya esir edebilir. Söylediklerimiz kendimizi ifade etmemize ve iletişimimize yardımcı oluyor ama yanı zamanda düşünce süreçlerimizi de şekillendiriyor. Sözcükler zihnimizde yeni fikirler yaratabilir, gerçekliğimizi algılama halimizi şekillendirebilir ve diğerlerinin fikirlerini de etkileyebilir.

  • Eğer kendinizi tanıyorsanız ve güveniyorsanız hiçbir şeyi kişisel olarak algılama ihtiyacınız olmaz.

En son ne zaman birisi size kaba davrandı ve siz bunu kişisel algıladınız? Bunu düşündüğünüz zaman sanki birkaç dakika önce olmuş gibi geliyor mu? Bizler çocukluğumuzda bize söylenenleri kişisel olarak algılamak üzere programlandık. Diyelim ki birisi size aptal veya çirkin olduğunuzu söyledi, bu aslında onun yargılarıyla ilgilidir, sizinle değil. Ama çoğumuz olan her şeyin bizimle ilgili olduğuna inanırız ve aptal veya çirkin olduğumuza çabucak inanırız. Bu doğru değildir. Herkes kendi dünyasında yaşar, algıları ve ifadeleri de buna bağlıdır. Yani birisi sizinle mutluyken size melek ve öfkeliyken şeytan diyebilir. Eğer kendimizi tanıyorsak, kendimize güveniyorsak bunu kişisel olarak algılamayız, çünkü konuşan o kişinin korkularıdır. Ve aynı şekilde eğer birisinin söyledikleri bizi üzüyor veya öfkelendiriyorsa, bu aslında bizim korkularımızın ortaya çıkmasından dolayıdır. Buradan öğrendiğimiz en güzel öz-bakım önerisi kendimizi ve diğerlerini yargılamamak ve kendimizi en iyi şekilde tanımaya çalışmamızdır.

  • Tahmin etmeyin, varsaymayın, sorun.

Bu çok yaptığımız bir şey. Tahminlerimiz bildiğimizi düşündüğümüz şeylere dayanır. Oysa her zaman zihnimizdeki senaryodan daha fazlası vardır. Birilerinin ne istediğini tahmin etmeye çalışırız. Birilerinin ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışırız.  İlişkilerde veya işyerinde varsayımlar sıklıkla yanlış anlamalara ve hayal kırklıklarına sebep olabilir. Onun yerine sorun. Sormak bazılarımız için zor olabilir ama bizi gereksiz pek çok durumdan koruyacaktır.

  • Sürekli değişse bile elinizden gelenin en iyisini yapmaya özen gösterin.

Elinizden gelenin en iyisini yapmanız içinde bulunduğunuz ortama bağlıdır. Ve elinizden gelenin en iyisini yaptığınız sürece kendinizi suçlama veya yargılama ihtiyacınız ortadan kalkar. Elinizden gelen en iyinin ne olduğu günden güne değişebilir. Bazı günler en iyisi harikadır ve bazı günler o kadar da harika olmayabilir ama elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Örneğin, sabah uyandığınızdaki enerji dolu halinizi, gece enerjiniz tükenmiş halinizle karşılaştırın. Elinizden gelenin ötesine geçmeye çalıştığınızda sadece kendinizi tüketme yolundasınızdır ve hedefe giden yolu da uzatırsınız. Yani, elinizden gelenin en iyisini yapın, kendinizi olmadığınız bir şey olmaya zorlamayın, o şeyleri yapmak istediğiniz için, sizi mutlu ettiği için yapın ve dış takdiri düşünmeyin.

Kitap şu öneri ve soruyla bizi baş başa bırakıyor. “Her günü son gününüzmüş gibi yaşayın. Gerçekten bu harika zamanı insanların hakkınızda ne düşündüğü konusunda kaygılanarak mı geçirmek istersiniz?”

Bu akşam Venüs Akrep’teki geri yolculuğuna başlıyor. Öz-sevgi, öz-değer, arzular ve tabular, para ve güç, ölüm ve cinsellik 40 gün 40 gece boyunca bizi meşgul edecek. Bizler öz-sevgi nedir ve nasıl kendimize daha fazla değer verebiliriz konusuyla başlayalım.

Yorumlar hepinize açık. Farklı sesler okuyucuların hepsine faydalı olacaktır. Çok teşekkürler.

©Mor Alev 2018

Bu dönemde salıverme, arınma ve hayatınıza yeniden yön vermek konularında dönüşümünüzü hızlandırmak, ruhunuzun potansiyelini tam anlamıyla hayata geçirmek, Yüksek Benliğinizle daha yakın bir ilişki kurmak ve Mor Alev’le kişisel olarak çalışmak için randevu almak istiyorsanız lütfen “Yükseliş Enerjileri ile Kişisel Danışmanlık” bağlantısına gidin ya da moralev@outlook.com adresine yazın.

Bu yazının 5846 numaralı Telif Hakları Kanunu uyarınca tamamının ya da parçalarının kopyalanması, izinsiz olarak yayınlanması, yazarının adının değiştirilmesi, üzerinde hak iddia edilmesi yasaktır. Kanunun 71. maddesi uyarınca bunun aksi davranışlar hakkında kanuni işlem yapılır. https://moralev.com

8 replies »

  1. Anne babamı çocuğum gibi hissetme bozukluğu yaşıyorum 😀Bu duygumu bir türlü salıveremiyorum,yaşlandıkları için daha zor geliyor.Yaşadıkları sürece onlar kimseye muhtaç olmasın vs gibi duygularım var ve onlarla bağ kesmek her işlerine koşmaktan çok daha zor.Salıveremiyorum bu ego mu vicdan nedir? Aşırı duygusal sonra da kızgın oluyorum bu yüzden 😥

    Liked by 1 kişi

  2. Ebeveynlik kısmı ile ilgili yazdıklarınız şahane dönüp dönüp defalarca okudum. Çok iyi geldi.. Arıca 4 anlaşmanın üstüne bir de 5. anlaşma var;) (benimde geçenlerde elime geçti ve göz atma fırsatı buldum. 5. Anlaşma da “şüpheyle dinleyin”miş. Duyduğumuz herşeyi şüpheyle (endişeli şüphe değil, mesafeli şüphe) dinlememiz gerekiyormuş. Çünkü dinlediğimiz herşey aslında karşımızdaki kişinin bilgisi ve kapasitesi kadarmış. Ve gerçekte bunun daha fazlası olabilirmiş.biz duyduğumuza eminlikle tutunduğumuzda daha fazlasına ulaşma şansından vazgeçmiş gibi oluyormuşuz. Oysa ki her bilginin daha ilerisi varmış… (yanlış hatırlamıyor ve doğru ifade edebiliyorsam böyleydi)

    Liked by 3 people

    • Evet, beşinci anlaşma isimli bir kitap daha yayınladı yazar. Dört anlaşmadan bir-iki yıl sonraydı sanırım. Muhakeme kabiliyetimizi kullanmamızı öneriyorlar. Çok teşekkürler

      Liked by 1 kişi

  3. Geçen gün belli bir tarzda insan tipini takdir ettiğimi farkettim. Kendimi buna göre bazen yargıladığımı ve beğenmediğimi. Sonra aslında olduğum gibi güzelim ya diye düşündüm. Niye kendimi böyle takdir etmiyorum. Kendime hasım. Güçlü ve zayıf yönlerimi daha bir görüyorum çabamı görüyorum daha bi anlayışlı oldum kendime. ❤

    Liked by 2 people

  4. Öz güven ya da öz saygının kesinlikle sonsuzlukla ve devamlılıkla ilgili olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer kişi kendini geniş spektrumlu bir varlık olarak düşünür ve şu an farkında olduğu kısmın o geniş spektrumun sadece küçük bir parçası olduğunu kabul ederse; yani aslında sadece fiziksel evrende sınırlı ve sonlu bir varlık değil de bu aleni olanın yanında ve iç içeliğinde başka evrenlerde (boyutlarda) sonsuz ve sınırsız bir devamı olduğunu düşünürse otomatikman öz sevgi, öz güven, öz saygı gibi kavramlarda yaşanan sıkıntılar hafifliyor diye düşünüyorum.

    Şöyle ki; dünyevi yaşamda sınırlı ve kesikli yani ayrık olduğumuzu düşündüğümüzde daha iyi ve daha kötü kavramları ortaya çıkıyor yani kısaca kıyas yapıyoruz. Onun var neden benim yok. Onun varsa o daha doğru bir şeyler yapıyor olmalı, demek ki o daha değerli vs. Çocuklarda bunun çok daha az olmasının sebebi bence bu dünyadaki zamanlarının sonsuz olduğu algısına sahip olmaları. Dolayısıyla da bir gün her şeye sahip olabilecekleri olasılığına açık olmaları. Büyüyünce ise yaş olmuş elli ama yapamadıklarım yüz elli kafasına sıkışıyoruz. Ego ego ego kırmızı alarm! 🙂 Oysa Dünya o kadar büyük ki 🙂 gerçekten onu her türlü yaşamaya bir ömür yetmez zaten 😀

    Kısaca şunu söylemeye çalışıyorum. Ben ne zaman bu dünyada bitmeyen bir hikayem var ve tüm yaratılış zaten bir bütün düşüncesine sahip çıktıysam rahatladım, güçlendim, neşelendim.

    Liked by 4 people

Lütfen yorumlarınızı ve sorularınızı buraya yazın. Elimden gelen en kısa zamanda size cevap vermeye çalışacağım.Teşekkürler

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.