Yükseliş - Büyük Uyanış

Cennetten Mektuplar #5230 – Siz kurban olmak için yaratılmadınız

self slaveryBu mesaj o kadar önemli ki, birkaç gün baş sayfanın en tepesinde yerini koruyacak. Bence içinde bulunduğumuz enerji fırtınasının özü burada. Kurban olmaktan vazgeçmek, kendi gerçeğini yarattığını kalpten anlamak ve özgürlüğe adım atmak!

Son haftalarda sürekli olarak geçmişe döndüğümüzü biliyorum, bunu hepimiz yaşıyoruz, bana yazıyorsunuz, gökyüzü hareketleri bunu destekliyor. Bütün enerjiler halının altına ittiğimiz fakat salıvermediğimiz, kendi dışımızdaki her şeyi suçladığımız (ama elbette suç diye bir şey yok!) anılar, şartlar ve durumları geri getiriyor. Sorumluluk almadan, alınan dersleri değerlendirmeden sadece kendi dışımıza bakıyoruz. Oysa dışımız içimizin yansımasından başka bir şey değil.

Bu görevi bütünüyle tamamladığımızda, yani safrayı attığımızda, bu ayın Sabian sembolüne geri dönüp, yılın ikinci yarısında bedenlenecek yüksek hayallerimize odaklanacağız. (Yeni Ay Sabian Sembolü: “Bir oğlan çocuğu, insan yüzüne benzeyen görkemli bir kaya oluşumunu kendi zihninde muhteşemliğin ideali olarak görüyor ve büyüdükçe o kayaya benzemeye başlıyor” Bağlantısı burada) İki haftadır affetmenin ve yargılamayı bırakmanın önemini işliyoruz. Bunu lütfen bir düşünün.

Bu mesaj Mor Alev Dostu tarafından çevrilmiştir, kendisine ve Gloria Wendroff’a çok teşekkür ederiz. Orijinalini http://heavenletters.org/ da bulabilirsiniz.

Tanrı dedi ki;

Sevgililer,

Kendisini bir “darboğazın” içinde bulan her evladımın, suçu başkalarına yüklemekten vaz geçmesinin artık zamanı gelmiştir. Belki ilgili kişiler çok da masum olmayabilirler. Yine de içinde bulunduğunuz durumdan dolayı herhangi birisini suçlamak, sizin işiniz değildir. Birilerinin sizi ensenizden yakalamak için dışarıda beklediği fikrinden kurtulun. Başınızı sürekli geriye çevirip, omuzlarınızdan arkaya bakarak yürürseniz, kendinizi bir algının içine çekmiş olursunuz ve belki de bu algınız yanlıştır.

Buradaki tartışma konumuz, sizin masum olduğunuz ve her ne yaşamış iseniz, onu hak etmediğiniz hususu değildir. Bir şeylerin kurbanı olduğunuzu düşünmekten vaz geçmeniz gerektiğini de tartışmıyoruz. Zira bir şeylerin “kurbanı” iseniz, o zaman size zarar verdiğine inandığınız ya da gerçekten zarar vermiş olan kişileri suçlamaktan başka ne yapabilirsiniz ki, öyle değil mi?

Burada asıl önemli olan şudur; Bu kişileri suçlamakla elinize ne geçiyor? Bu size ne gibi bir yarar sağlıyor? Sizin haklı veya masum olduğunuz kesinlikle doğru olabilir. Ancak bu sizi nereye götürüyor?

“Suçlama” kelimesini, sözlüğünüzden silin. Bu sizi hiçbir yere götürmez. Ne kadar mağdur olmuşsanız olun, “fitilin ateşini” yakan sizsiniz. Suçladığınız kişilerin amacı- onları her ne ile suçluyorsanız- bilerek ve kasten size zarar vermek olmadığını size temin ederim. Çünkü Siz, kendi düşüncelerinizle onların düşüncelerini “etkileyerek” ipleri onların eline verdiniz ve onların şu anda gördüğünüz gibi görünmelerini veya davranmalarını sağladınız. (İçimizde ne varsa, onu dışarı yansıtıyoruz. Ne düşünüyorsak, onu kendimize çekiyoruz)

Ne tür bir olay meydana gelmişse gelsin, onlar da kendilerinin haklı olduklarını düşüneceklerdir. Tıpkı sizin, “yaptıkları kötülüklerden dolayı onları suçlamakta haklıyım” diye düşündüğünüz gibi…

Geçmişi salıvermemekle ne büyük akılsızlık ediyorsunuz. Geçmişi bırakmak zorundasınız. Öfkenize yapışıp kalmayın. Neden “istenmeyen” şeylerin bedeninize yerleşmesine ve orada iltihap toplamasına izin veriyorsunuz ki? Sanki kendi hayatınız ve sorumluluğunuz yokmuş gibi, neden yaşamınızı başkalarının davranışlarını düşünmekle heba ediyorsunuz ki?

Bazen benim “kötü” olduğumu düşündüğünüzün farkındayım. Beni bağışlamak size zor geliyor. Bir şeylerin sizi bu kadar incitmesine nasıl izin verebildiğime dair, BENDEN bir açıklama istiyorsunuz. Sanki size hayal kırıklığı yaşatmak istercesine, birlikte yürüdüğümüz yoldan saptığımı ve sizi yarı yolda bıraktığımı hissediyorsunuz. Çünkü yaşamın size zarar vermesini önleyeceğim konusunda bana çok güvenmiştiniz, öyle değil mi?

Siz kendiniz tekrar ayağa kalkmalısınız. Kin ve düşmanlık duygularını salıvermek zorundasınız. “Taş kalplilik” sendromundan kurtulmanıza kimse yardımcı olamaz. Bu sorumluluk sadece size aittir. Taş kalplilik, dar görüşlü ve sabit fikirli bir zihin gibidir. Fikrinizi hiç kimsenin değiştiremeyeceğini hissedersiniz ve işin içinden çıkarsınız. Ve bu konuda da katı kalırsınız.

Her şeyi bildiğinizi, çözdüğünüzü ya da doğru anladığınızı savunmaktan sakınınız. Başkalarının sizin hayatınızda hangi rolleri oynamak zorunda olduklarını siz belirliyorsanız ve bunda da ısrar ediyorsanız, kalbiniz de zihninizle birlikte kapanmış demektir. Başkalarının ne olmaları veya ne yapmaları gerektiğini siz “ayarlayamazsınız”

Uzun lafın kısası, genel olarak hatalı davranıyorsunuz. Yargılama konusunda hatalısınız. Hayalimizi biraz zorlasak ve kişi(leri) ya da olay( ları) doğru ve adil yargıladığınızı varsaysak bile, yargılama alışkanlığınızdan vaz geçmek zorundasınız. Hayatınızı gerçekten, başkalarıyla “fikir tartışması” yaparak mı heba etmek istiyorsunuz, yoksa BENİMLE mi geçirmek istiyorsunuz?

Bu saçma “gösteriyi” sürdürmeyin! Diyelim ki kafanızda bir muhakeme yaptınız ve sonuç olarak size haksızlık yapıldığı konusunda karar kıldınız. Ve bu kararınıza da sıkıca tutunmaya devam ettiniz. Devam edin! Böylece size daha fazla haksızlık yapılmasını, kesinlikle sağlamış olacaksınız.

Peki, ortada bu kadar ciddiye almak zorunda kaldığınız şey nedir? Defalarca yeniden yaşadığınız o kadar “önemli” olan şey nedir? Ve neden onu ikide bir yaşamak istiyorsunuz? Sanki Boynunuza bir ip bağlamışsınız ve her geçen gün o ipin ilmeğini daha da sıkıyorsunuz. Başkaları tarafından ne kadar yanlış anlaşıldığınızı veya size ne kadar kötü davranıldığını sürekli tekrarlayarak, bu “gösterinin” devam etmesine izin veriyorsunuz.

Evet, başkalarının size ne kadar kötü davrandığı ve sizin hakkınızda ne kadar yanıldıkları konusunda kendinizi haklı hissedebilirsiniz. Ve bu düşüncenizden dolayı da, sanki “kötü muameleye maruz kalmış olmak” içinizde bir şeyleri tatmin ediyormuş ve size kendinizi üstün hissettiriyormuş gibi, çenenizi kibirle havaya kaldırıp kimseye taviz vermeyebilirsiniz. Ancak bunu yapmakla elde edeceğiniz tek şey, daha fazlasını kendinize çağırmaktır. Böylece boynunuza, “kurban olmak için doğmuş” olduğunuzu belirten bir pankart asmış olursunuz.

Siz, kurban olmak için doğmadınız. Eğer şu anda bir “kurban” iseniz, siz kendi kendinizi bir kurban olarak sunuyorsunuz demektir. Başkalarının sizi anlamadığını düşünüyorsunuz ama bazen bir şeyleri kavramayan kişi sizsiniz, Sevgililer. Size açık ve net tekrar söylüyorum. “Siz kurban olmak veya kurban edilmek için yaratılmadınız!”

*********

Bu dönemde hayatınızın her yönünde salıverme, arınma ve hayatınıza yeniden yön vermek konularında dönüşümünüzü hızlandırmak, Yüksek (Öz) Benliğinizin rehberliğini almak ve Mor Alev’le kişisel olarak çalışmak için randevu almak istiyorsanız lütfen “Yükseliş Enerjileri ile Kişisel Danışmanlık” bağlantısına gidin ya da moralev@outlook.com adresine yazın.

Telif Hakkı© 2015 Mor Alev. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak, ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://moralev.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir
Copyright © 2015  by Mor Alev. All Rights Reserved. Permission is given to copy and distribute this material, provided the content is copied in its entirety and unaltered, is distributed freely, and this copyright notice and links are included. https://moralev.com/

4 replies »

  1. Verdiğiniz harika bilgiler için sonsuz teşekkürler. Her gün güne bu güzel yazılarla başlamak bana huzur veriyor.

    Sevgi ve ışıkla

    Gaya Su

    Beğen